Kıbrıs Sorunu

DÜNÜN AYAK İZLERİNDEN YARININ VİZYONUNA

Okuma Süresi: Dakika

İlk Yayınlanma Tarihi: 16 Nisan 2026. Penna’da Yayınlanma Tarihi: 16 Nisan 2026.

Kısa bir süre önce rüyamda gördüm—aslında daha çok bir kabustu—Larnaka’daki mezarlığın karşısındaki Aziz George Kontos çam korusunda düzenlenen bir hayvan pazarında, sanki bir malmış gibi Temmuz ayını satmaya çalışıyordum. Burası, ben küçükken dedemin her Aziz George gününde satılmak üzere oraya getirilen hayvanları izlemem için beni götürdüğü yerdi.


Ter içinde uyandım. Fakat sanki o ter, arındıran bir yağmur gibiydi: zihnimi tamamen temizlemişti. Artık atacağım sonraki adımlardan emindim.


Her gün bir darbe gerçekleştirmeliyim. Birilerini devirmeliyim. Solun dilini tercih ediyorsanız, bir devrime ihtiyaç var.


Neden mi? Basitçe, bu sefil ülkede hâlâ aynı utanç verici üçlü kombinasyon hüküm sürüyor: hesap verebilirliğin yokluğu, cezasızlık ve kanunsuzluk. Kaosa neden olan kombinasyon. Etrafımızı saran liyakatsizliğin karanlığıyla, bizi çıkmaza sokan yolsuzluk bataklığıyla ve çocuklarımızın hak ettiği baharı ipotek altına alan pis kokuyla sizi kapsayan kombinasyon.


Bu rüyayı, 28.03.2026 tarihinde konuşmacı olarak davet edildiğim okulum, Larnaka Amerikan Academisi'nde  gerçekleşen bir etkinlik tetikledi. Etkinliğin başlığı “Dünün ayak izlerinden yarının vizyonuna” idi ve okulun genç öğretmenleri tarafından düzenlenmişti.


1974 yılında okul tarihimizin belki de en trajik dönemi hakkında konuşacaktım çünkü aramızda 11 Kıbrıslı Türk erkek ve iki Kıbrıslı Türk kız sınıf arkadaşımız da vardı, ve epey yaralı bir ergenlik dönemi yaşamıştık. Bu nedenle, o zamanlar Larnaka’nın Piyale Paşa semtinde, bugün ise Girne’de yaşayan sevgili sınıf arkadaşım Ahmet Kani Ergüven’i de yanımda götürdüm.


Elli iki yıl sonra, takvimde 15 ve 20 Temmuz’u her gördüğümde—zihin ne garip bir şey! — tüm o şok edici trajik anlar bir araya geliyor ve duyularımı ele geçiriyor. Ben de 15 Temmuz'da son derece travmatik bir deneyim yaşadım çünkü darbe sırasında diğer demokratik vatandaşlarla birlikte Larnaka karakolunu savunmaya gittim ve oradan ayrılırken, dört gencin öldürüldüğü bir saldırıya kurban düştük; bu gençlerden üçü, karpuz yüklü küçük bir kamyonetin arkasında benimle birlikteydi.


O günden beri kalbimin bir köşesi öyle bir şiddetle yanıyor ki, sanki kötü niyetli bir yangınla tutuşturulmuş bir meyve bahçesine benziyor. Neden mi? Çünkü katilleri bilmemize rağmen kimse tutuklanmadı, kimse yargılanmadı ve kimse bu suçtan dolayı hesap vermedi. Giysilerim ve tenimde kuruyan kanın kokusu, ölümün iğrenç kokusunu yayarak bugün bile midemi bulandırıyor çünkü ruhumda korkunç bir duvar resmi gibi kalakaldı.


Bir hafta bile geçmemişti ki Kıbrıslı Türk sınıf arkadaşlarımdan sekizi, bugün Drosia Lisesi olarak bilinen Türk Lisesi'nde kendilerini savaş esiri olarak buldular. Lisenin önünden geçerken, beni adımla çağırdıklarını duydum. Onlar, dikenli tellerin ardında esir tutulan sınıf arkadaşlarımdı. Yaklaştığımda, yaşı daha büyük olan esirler bana para attılar; ben de gidip bu parayla süt ve bisküvi aldım çünkü onların ‘gözaltına alınmasından’ ‘sorumlu’ olan EOKA B mensupları onlara yiyecek hiçbir şey vermiyorlardı.


Nitekim, 2003 yılında Pile’de ilk kez bir araya geldiğimizde, Kıbrıslı Türk sınıf arkadaşlarımız bize Drosia Lisesi’nde geceleri sahte infazlara maruz kaldıklarını anlattılar. 1974 yılının Temmuz ayında Kıbrıslı Türk sınıf arkadaşlarıma yiyecek yardımı yapan tek kişinin ben olduğumu sanıyordum. Ancak Ahmet trajik anılarını ardı ardına paylaşmaya başladığında, okulumuzun “To grow and to serve" (Büyü ve Hizmet Et) sloganının 1908’den bugüne değin öğrencilerinin DNA’sına kök saldığını fark ettim.


O günlerde Drosia Lisesi’nde görev yapan öğretmenler arasında Pampos Pavlas, Panayiotis Pieris, Maro Pampou, yaşlı Amerikalı öğretmen Bay Huchinson, ve o zamanki sınıf arkadaşlarımızdan Aradip’li Nikos Anastasiou ile Aşşa’lı Yiannos Kleitou vardı; Yiannos Kleitou, bugünkü Stavrovouni Manastırı’nın başrahibi Dionysios’tan başkası değildir.


Dünün ayak izlerinden yarının vizyonuna doğru — ve bu, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesinden başka bir şey olamaz.


Mutlu Paskalyalar.


Bu köşe yazısı ilk defa 11.04.2026 tarihinde yayımlanmıştır.


Bunları da beğenebilirsiniz