Sosyal Konular

ENGELLİLİK DEĞİL, KAYITSIZLIK UTANÇ VERİCİDİR

Okuma Süresi: Dakika

İlk Yayınlanma Tarihi: 07 Mayıs 2026. Penna’da Yayınlanma Tarihi: 07 Mayıs 2026.

Bir gün engelli insanlar birdenbire ortadan kaybolsa, biz engelsiz, ‘normal’ insanlar için hayat ne kadar da güzel olurdu, değil mi?


Bir düşünün. Bizler kilometrelerce uzakta park etmek zorunda kalırken, tüm o park yerleri bomboş duruyor. Çalışkan vatanseverlerden alındığı iddia edilen tüm o yardımlar nihayet ‘hak sahiplerine’ geri dönebilir. Artık yollara, binalara, araçlara veya iş yerlerine yapılan pahalı ve sinir bozucu değişikliklere son — rampalara, asansörlere, engelli tuvaletlerine ve diğer her şeye elveda.


Ve daha da iyisi ne? Sonunda ‘eşit haklar’, ‘erişilebilirlik’, ‘devletin yükümlülükleri’, ‘yardımlar’, ‘destek’ ve diğer tüm yeni nesil saçmalıklar hakkında bitmek bilmeyen sızlanmalar son bulur, ve biz de biraz huzura, sessizliğe kavuşurduk. Tüm bunlara atılan yardımlardan bir servet tasarruf edeceğimizi söylemeye gerek bile yok.


Ne oldu çocuklar? Şok mu oldunuz?


Neler oluyor burada böyle diye mi düşündünüz — Nomikos, pap-Aryan ırkının [Editörün notu: yazar, ‘Aryan’ ile kabaca ‘palavracı’ veya ‘aptal’ anlamına gelen kaba bir Yunanca terim olan paparas’ı birleştirerek Yunanca bir kelime oyunu yapıyor] standartlarına uymayan herkesi uçurumdan aşağı atmayı hayal eden bir neo-Nazi mi oldu? Belki de bunu önceden tahmin edebilmeliydik: soluk ten, mavi gözler, kaçınılmaz bir şekilde reenkarne olmuş bir Mengele’ye dönüşüm. Kendi doğanızdan kaçamazsınız, değil mi?


Mossad'ı peşim etakmadan önce, bir saniye durun ve yukarıdaki girişi düşünün.


Çünkü bazı insanların — özellikle kamu görevlilerinin — davranışları tam da bu çürümüş zihniyeti haykırıyor: bazıları, engelli vatandaşların evde kilitli kalmasını, bir kurumda saklanmasını ya da görüş alanlarının dışına itilmesini tercih ediyor, sırf kimse rahatsız olmasın ya da—Allah korusun—yüksek maaşlı kıçlarını kaldırıp gerçekten biraz iş yapmak zorunda kalmasınlar diye.


Agios Athanasios Ortaokulu'nda, tekerlekli sandalye kullanan dört uzvu felçli bir öğrencinin okula geleceğini tam bir yıl önceden biliniyordu. Geçen Eylül ayında okulun kapısından ilk kez girmeden tam bir yıl önce.


Çocuğun annesi, oğlunun derslere düzgün bir şekilde katılabilmesi, fiziksel anlamda mümkün olan her yerde okul etkinlikleri ve organizasyonlarına dahil olabilmesi, ve her çocuk gibi sadece oraya ait hissedebilmesi için gerekli ayarlamalar, değişiklikler ve düzenlemeler hakkında okula erkenden bilgi vermişti.


Aslında anneye okulun halihazırda tekerlekli sandalye kullanabilen bir öğretmen istihdam ettiği söylenmişti; bu yüzden doğal olarak personelin erişilebilirlik konularına aşina olacağını ve binanın da kullanıma uygun hale getirildiğini varsaymıştı.


Ne kadar da yanılmıştı.


Okulda asansör olmamasının yanısıra—üstelik bina nispeten yeni olmasına rağmen, ki bu durum bu kadar erişilemez kamu binalarının nasıl onaylandığını gerçekten sorgulatıyor—okulun etkinlik salonu, sadece merdivenle ulaşılabilen bir alt katta bulunuyordu.


Bunlar elbette çocuğun kullanamayacağı merdivenlerdi çünkü ne yazık ki tekerlekli sandalyesi standart bir modeldi ve gerektiğinde uçabilen bir Batmobil değildi.


Böylece çocuk, o salonda düzenlenen HER okul etkinliğinden dışlandı. Kutlamalar. Gösteriler. Konuşmalar. Her şey.


Ve yalnızca seyirci olarak değil. Katılımcı olarak da.


Görüyorsunuz, çocuk engelli olabilir, ama görünüşe göre bazı insanlar onun ölmüş sayılabileceğine karar vermiş. Farkındalığı olmadığına. Duyguları olmadığına.


Çocuk son derece zeki. Etrafında neler olup bittiğinin tamamen farkında. Yaşıtları gibi aktivite ve etkinliklere katılmaktan hoşlanıyor. Hatta, film yapımcısı ve çocuğun en güçlü destekçilerinden biri olan Aile Birliği Başkanı Michalis Aristeidou'nun yardımıyla üretilmiş ödüllü bir okul videosunda dahi yer alıyor — çocuğun okul hayatını iyileştirmek için yaptığı her girişim kulak ardı edilmesine rağmen. Bu vakayı ilk kez onun sosyal medya paylaşımı sayesinde öğrendim.


İlgili tüm makamlara düzinelerce mektup gönderildi — bunların kopyaları bende var. Her biri değerlendirildi. Her biri, sorunun çözüleceğine dair verilmiş sözlerle karşılandı.


Tahmin edin ne oldu.


Akademik yıl birkaç hafta sonra bitiyor ve kesinlikle hiçbir şey yapılmadı.


Bütün bir akademik yıl boyunca, bu çocuk her türlü okul etkinliğinden dışlandı.


Asansörün maliyeti var elbette. Şüphesiz, bir yerlerde bir kamu görevlisi ‘sınırlı bütçeler’ yüzünden ellerini ovuşturuyordur—gerçi kamu harcamalarına yönelik bu ani endişe, yetkililerin yurtdışı gezileri, fazla mesai ödemeleri ya da pahalı PR gösterileri söz konusu olduğunda nadiren geçerli görünüyor. Gerçekten yürek paralayıcı bir durum.


Bir ara, birisi bağış kampanyası düzenleme fikrini dahi ortaya attı. Neyse ki bu reddedildi, çünkü hayırseverlik asla devletin acımasız kayıtsızlığının mazereti haline gelmemelidir.


Bu arada, geçici bir çözüm—bir rampa kadar basit bir şey bile—kolayca bulunabilirdi. Ama hangi kamu görevlisi:
a) bunu düşünür,
b) inisiyatif alır ve
c) bunu bizatihi hayata geçirir?


Eğer çocuğun annesi rampayı kendi elleriyle yapabilseydi, muhtemelen yapardı. Ya da her etkinlikte onu sırtında taşırdı. Engelli çocuğu için bir ebeveynin denemeyeceği hiçbir şey yoktur. Dışarıdan bakanların ‘taşıması gereken bir yük’ olarak romantikleştirdiği şey, bu aileler için sadece gündelik hayattır.


Fakat bunu kendi başına yapamaz. Ve yapmak zorunda da olmamalı.


Çünkü sözde bir devletimiz var. Ve bu—tam anlamıyla bu—devletin görev tanımıdır.


Buradaki anahtar kelime ‘sözde’dir.


Beklenildiği gibi, kamuoyuna yansıyan bu durum, sorumluları rahatsız etti. O yüzden, birer birer kıçlarını kurtarmak ve terfilerini korumak için çabalarken, “ben değildim” bahaneleri yağmuruna hazır olun. Normal bir ülkede—evet, bu klişenin artık sıktığını biliyorum ve söz veriyorum, biz tam anlamıyla pespaye olmayı bıraktığımızda bu ifadeyi kullanmayı bırakacağım—engelli bir çocuğun fiziksel durumunun üstüne bir de tüm okul yılı boyunca sürekli dışlanmasının psikolojik travmasını yaşamasına izin veren duygusuz yetkililer çoktan kovulmuş olurdu. Ancak mantar her zaman yüzeye çıkar, çünkü biz bir devletin parodisi ve ikiyüzlü bir toplumuz; burada engelli bir çocuğun dışlanmasının ortaya çıkması, dışlanmanın kendisinden daha fazla rahatsızlık yaratır.


Bu köşe yazısı ilk defa 28.04.2026 tarihinde yayımlanmıştır.


Kaynak: ENGELLİLİK DEĞİL, KAYITSIZLIK UTANÇ VERİCİDİR

Bunları da beğenebilirsiniz