PARLAMENTO seçimlerine hâlâ bir ay var, ancak Lefkoşa sokaklarına nereden baksanız, adayların photoshoplu yüzlerinin oyumuzu istediği afişler göze çarpıyor.
Adayların çoğu Disi'den aday gibi görünüyor; bu da, partinin adaylarının seçim kampanyası için diğer parti adaylarından çok daha fazla paraya sahip olduğu anlamına geliyor olmalı. Belki de sadece kazanılacak sandalye sayısı daha fazla olduğu için Disi adayları arasında rekabet daha fazladır.
Örneğin, Lefkoşa'da Edek'ten aday olan biri, seçim şansı sıfır olduğundan reklam panosu için para ödediği takdirde parasını boşa harcamış sayılır. Parti, oy barajı aşıldığında otomatik olarak seçilen lideri için bir sandalye kazanabilirse şanslı kabul edilmeli.
Bu yüzden, Edek'ten aday olan ve Lefkoşa çevresinde birkaç reklam panosu için para ödemiş Marios Hannides'e hayranlığımı ifade etmek zorundayım. İnanılmaz olan şey, bu adamın merhum Dr. Faustus'un zamanından beri Edek'in benimsediği naif öğrenci siyasetini dahi desteklemiyor olmasıdır.
Edekçiler, partilerine karşı bir protesto olarak Marios'a oy vermelidir.
BU ARADA Disi, kendini beğenmiş Odysseas'ın partisi Alma'ya çok fazla oy kaptırabileceğine karar verdi ve tüm silahlarını eski genel denetçiye yöneltti.
Cuma günü, Disi sözcüsü Onoufrios Koullas, parti lideri Annita ve liderliğin geri kalanlarını sistematik olarak aşağıladığı için Odysseas'a sert çıktı. Koullas, hayal kırıklığı yaratacak şekilde, “Michaelides ve Akel'in popülizm, toksik söylem ve sansasyonelizme dayalı taktiklerinin izinden gitmeyeceğiz” dedi.
Buna karşılık Michaelides, kibirli yanıtıyla herkese ne kadar nahoş ve sevimsiz bir adam olduğunu hatırlattı. “Annita’yı parti sözcüsü seçiminden ötürü tebrik ediyorum. Kendisi, yozlaşmış Anastasiades/Disy yönetiminin örtbasında Disy liderliğine layıkıyla sözcülük edecek uygun bir özgeçmişe sahip.”
İğrenç Ody daha sonra, yasadışı bir şekilde devlet sübvansiyonları komiseri olarak atanan (kendisi bir memurdu) ve daha sonra yolsuzluktan hapse atılan Larnaka belediye başkanı Louroudjiatis’e yardım etmiş olan Koullas’ın ahlaki yetersizliği üzerine konuştu.
“Nicos Anastasiades’in sana öğrettiği gibi, aynı çöküş yolunda ilerle,” dedi Ody, genel denetçi olarak Anastasiades hakkında yürüttüğü her soruşturmanın (Ryan Air, Saittas, Suudi jetleri) bir örtbas olduğunu unutarak.
DİSİ’NİN genel başkan yardımcısı Efthymios Diplaros da tartışmaya katıldı, ancak entelektüel ağırlığını kullanarak Ody’ye cevap verirken daha büyük resme odaklandı. İşte söyledikleri:
“İki gerçeğe bakalım. Birincisi: ülkemiz, Kıbrısımız, çürümüş değil. İkincisi: evet, çürük elmalar var. Ben de buradan başlıyorum. Bunu doğrudan söylüyoruz. Onlar (çürük elmalar) tespit edilmeli, izole edilmeli ve ibretlik bir şekilde cezalandırılmalıdır. Doğru kurumsal prosedürler yoluyla. Bu bizim değişmeyen politikamızdır.
“Ancak bu, ülkemizin çürük olduğu anlamına gelmez… kamu hizmetinde, eğitimde, poliste, orduda vicdanlı ve dürüst bir şekilde hizmet eden on binlerce kamu görevlisi aşağılanmaktadır…. Bu genelleme ve suçlayıcı toksik söylem ortamına karşılık, Disy devletimiz ve kamu görevlilerimizin büyük çoğunluğunun dürüstlüğünü savunacaktır.”
Diplaros tam bir devlet adamına dönüşüyor.
ODYSSEAS’IN ahlaki üstünlük akımına katılan ve rasyonel popülizmi açıklamaya çalışan iki Kıbrıs Üniversitesi profesörünün Politis’te yayımlanan uzun makalesiyle birlikte entelektüel ağırlık kampanyaya eklemlenmiş oldu.
Burada, eski rektör ve fizik profesörü olan dostum Constantinos Christofides ile Kıbrıs Bilim, Edebiyat ve Sanat Akademisi üyesi, aynı zamanda Alma'da Odysseas'ın ikinci adamı olan Profesör Charidimos Tsoukas'tan bahsediyorum.
Entelektüel seviyemin hayli üzerinde olan makaleleri, aynı gazetede Meclis Başkanı'nın ofis direktörü Yiannis Aphrodisis'in yazdığı bir makaleye yanıt niteliğindeydi. Aphrodisis, onları “birden en uçta yalan ve uydurma haber yayma yöntemlerini benimsemekle” suçluyordu; bu yöntemler arasında “en kötü türünden asılsız suçlamalar” da yer alıyordu. Aphrodisis iki profesörün adını vermedi ama onlar, kendilerinden bahsedildiğine emindiler.
Annita’nın savaşma isteğinden tamamen yoksun bir şekilde ofisinde saklanırken, uşaklarını saldırı köpeği gibi kullanmasını oldukça acınası buluyorum. Daha da mide bulandırıcı olan ise, kamuoyuna hitap ederken siyasi sistemin istikrarsızlaşması konusunda uyarıda bulunan cumhurbaşkanlığı sarayı sözcüsü gibi konuşması.
GEÇTİĞİMİZ HAFTA müessesemiz, cumhurbaşkanının çalışma arkadaşlarının yatırımcılara erişim elde etmek için yapılabilecek ödemelere ilişkin açıklama yaptığı utanç verici videoyu üreten İsrailli şirket Black Cube’un Rus devleti tarafından kiralanmış olabileceği teorisini ortaya attı.
Kahvesini sade tercih eden bir müdavimin daha makul bir teorisi vardı; bu teori, videonun özel bir şirket tarafından yaptırıldığı yönündeki hükümet açıklamasıyla daha uyumluydu ve başlangıçta ortaya atılan siber savaş iddiasının yanlış olabileceğini öne sürüyordu.
Bu müdavim, videoyu yaptıran şirketin kuzeydeki Kıbrıslı Rum mallarını geliştirip sattığı için beş yıl hapis cezasına çarptırılan İsrailli iş adamı Simon Aykut'a ait olabileceğini öne sürdü.
Aykut, Black Cube ile ilgili haber Politis'te yayınlandıktan kısa bir süre sonra hapishaneden çıkartıldı ve cezasını tamamlayacağı İsrail'e nakledildi; gazete, 30 saatlik videonun tüm görüntülerinin hükümete teslim edildiğini bildirmişti. Aykut, İsrailli istihbarat ajanlarını tutmasına olanak tanıyan derin bir cebe sahip.
İKİ GÜNLÜK gayri resmi AB zirvesi— ülkemizin minikliğine rağmen—tüm önemli AB liderlerine ev sahipliği yapmanın, uluslararası medyanın her sözünü takip etmesinin ve olmak istediği dünya devlet adamı gibi pozlara girmenin verdiği coşkuyu kontrol edemeyen Başkanımız için 48 saatlik çoklu orgazm deneyimi oldu.
Tüm bunlara ek olarak, zirvede Preznik'in canla başla yeniden canlandırmaya çalıştığı en sevdiği konu olan AB Antlaşması'nın 42.7. numaralı maddesi, yani karşılıklı yardımlaşma anlaşması da tartışıldı. Madde, bir AB ülkesinin başka bir devlet veya devlet dışı aktör tarafından saldırıya uğraması ve bu maddeyi tetiklemesi durumunda, diğer üye devletlerin askeri savunma haline geçeceğini öngörüyor.
Bu madde, 2015 yılında 130 kişinin hayatını kaybettiği Paris saldırılarının ardından Fransa tarafından sadece bir kez devreye sokuldu ancak bir nevi ölü madde olarak kabul ediliyor; bu nedenle gayri resmi zirvede maddenin nasıl uygulanabileceği tartışıldı.
Kurnaz Baflı'nın, işgal güçleri tekrar tampon bölgeye girerse bu maddeyi devreye sokma umuduyla 42.7. numaralı maddeyi takip ettiğini sanıyorum. Almanya veya Hollanda statükoyu korumak için asker gönderir mi?
CUMARTESI günü hâlâ coşkulu olan Cumhurbaşkanı, gayri resmi Avrupa Konseyi'nin ülkenin uluslararası itibarını güçlendirdiğini ve Avrupa politika önceliklerinin belirlenmesindeki rolünü pekiştirdiğini söyledi. Konsey'in vardığı sonuç, “Kıbrıs'ın bölgesel ve Avrupa sorunlarının çözümünde aktif bir katılımcı olarak konumlanmasına katkıda bulundu.” Daha ne söylenebilir ki?
Bu köşe yazısı ilk defa 26.04.2026 tarihinde yayımlanmıştır.