Kıbrıs Sorunu

ÖTEKİNİN AYNASINDA KENDİMİZ

Okuma Süresi: Dakika

İlk Yayınlanma Tarihi: 16 Eylül 2026. Penna’da Yayınlanma Tarihi: 18 Eylül 2026.

Sesli versiyonu dinle

Kıbrıs’ta iki toplumun birbirine daha fazla güvenmeye ihtiyacı olduğu tartışmasız gerçek.

O nedenle güveni zedeleyecek adımlardan kaçınmak, güven artırıcı önlemleri çoğaltmak şart.

Buraya kadar hemfikiriz.
Ama asıl mesele sanırım burada başlıyor.

Çünkü herkes kendi mağduriyetini çok iyi biliyor ama karşı tarafın mağduriyetine gelince aynı hassasiyeti göstermiyor.

Kendi yaptığımızın mutlaka bir gerekçesi var, ötekinin yaptığı ise fenalık!

***
Kıbrıslı Rumların önemli bir bölümü için Kıbrıslı Türk gençlerin uluslararası organizasyonlara katılamaması hayatın olağan akışı gibi görülebiliyor.

Kuzeyde düzenlenmek istenen uluslararası bir festivalin engellenmesi ya da iptal edilmesi de benzer biçimde sıradan karşılanabiliyor.

Kıbrıslı Türkler için tam bir dışlanmışlık bu, haksızlık ve yalnızlık...

Aynayı çeviriyoruz.
Adanın kuzeyine yıllardır nüfus taşınması da Kıbrıslı Rumlarda ciddi kaygı yaratıyor elbette.

Demografik yapının değiştirildiğini düşünüyorlar; bunu kendi ülkelerine, mülkiyetlerine ve geleceklerine ilişkin bir mesele olarak görüyorlar.

Kıbrıslı Rumlar için değil yalnızca...
Kıbrıslı Türkler için de dert bu aslında!
Ama "Türk tarafı" için son derece sıradan...

Bir başka örnek...
Kıbrıslı Türklerin önemli bir bölümü için Kıbrıslı Rumların kuzeyde bıraktıkları mülklerin, sahiplerine sorulmadan başkalarına satılması ve bunun üzerinden büyük bir rant ekonomisi yaratılması normalleşebiliyor.
Bunun güven zedelediği hesaba katılmıyor.

Ama örneğin bir "tutuklama" olduğunda tepki gösteriyoruz doğalında...
O zaman "gerilim" oluyor.
Böylesi tutuklamalar olmamalı...
Ama "satışlar" devam (!)

Oysa gerçekçi olalım…

Size ait bir mülkü, bir başkası, sizi hiç umursamadan bir başkasına satsa, gerçekten ne hissederdiniz?

***
Aynı çelişki güvenlik meselesinde de karşımıza çıkıyor.

Kıbrıslı Türklerin önemli bir bölümü kuzeydeki on binlerce Türk askerini “güvence” olarak görüyor. Kıbrıslı Rumlar ise aynı askeri varlığı “tehdit” olarak okuyor.

Kıbrıslı Rumlar Fransa’yla, ABD’yle ya da başka ülkelerle askeri anlaşmalar yaptığında bunu kendi güvenlik ihtiyaçlarıyla açıklıyor.

Peki Kıbrıslı Türkler bunu nasıl görüyor?
Tehdit olarak…

Demek ki “güvenlik” dediğimiz şey de nerede durduğumuza göre değişiyor.

***
Bir başka tuhaf çelişkimiz daha var.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin adını dahi telaffuz etmek istemeyen bir "resmi" politikamız var.

Ama Kıbrıslı Türklerin önemli bir bölümü bu cumhuriyetin kimliğini ve pasaportunu taşıyor.

Bunu da haklı olarak, “Biz bu devletin kurucu ortağıyız” diyerek açıklıyoruz.

Peki kurucu ortaklık yalnızca haklardan mı oluşuyor?

Kimlik alırken, pasaport alırken, Avrupa Birliği yurttaşlığının sağladığı imkânlardan yararlanırken “kurucu ortak”sak; anayasal düzene, mülkiyet hakkına ya da ülkenin toprak bütünlüğüne geldiğimizde hangi ilişkinin içindeyiz?

Bu soruların kolay cevapları yok.

Belki de tam bu nedenle Kıbrıs’ta yeni ve kapsamlı bir sosyal araştırmaya ihtiyacımız var.

Neler güven yaratıyor, neler güveni yıkıyor?

Daha da önemlisi...

Karşı taraftan değiştirmesini istediğimiz davranışların benzerlerini kendimiz yaptığımızda neden bu kadar kolay normalleştiriyoruz?

İşin aslı yakınlaşma, güven ya da barış, karşı tarafın aynaya bakmasını istemek değil sadece.
Kendiniz de aynaya bakacaksınız ara sıra...

Yüzleşebilmek...
Hem Kıbrıslı Rumlar için bu hem Kıbrıslı Türkler...

Kendi çelişkileriyle yüzleşebilse keşke hem toplumlar hem liderler...

Kaynak: ÖTEKİNİN AYNASINDA KENDİMİZ

Bunları da beğenebilirsiniz