| SOSYAL KONULAR |TO THEMA ONLINE

PAZAR KRISTALLNACHT’I

ENGLISH (İNGİLİZCE) ΕΛΛΗΝΙΚΑ (YUNANCA)

Christos Christou’nun Christiana Aristotelous’un Sunday Night programına katılmasının aşırı sağın normalleşmesi anlamına gelip gelmediği tamamen a) ‘normalleşmeyi’ ne olarak gördüğünüz, ve b) aşırı sağın gerçekte ne olduğuna inandığınıza bağlı.

Toplumun önemli bir kısmı, siyah giyimli delikanlılara körü körüne bağlılık ilan ediyor çünkü onların ‘temiz’, ‘kurulu düzene karşı’ ve ‘saf vatanseverler’ olduklarına içtenlikle inanıyorlar, ancak onların ırkçı, milliyetçi, bağnaz, homofobik ve bazen de komplo teorisi/bilim karşıtı söylemlerde bulundukları gerçeğini görmezden geliyorlar. Bunun nedeni ya onlarla aynı görüşleri paylaşmaları, ya da insan haklarını—özellikle de azınlıklar ve mağdur grupların—haklarını önemli görmemeleri, ya da en azından kendi sorunları kadar önemli görmemeleridir. En iyi ihtimalle, nefret söylemini tanıyabilirler, ancak buna, yukarıda bahsedilen ‘erdemleri’ görmezden gelecek denli takılmazlar. Herkesin kendi öncelikleri vardır, sanırım.

Aşırı sağın son zamanlarda yaşam tarzını aklama çabası elbette yeni değil, hatta orijinal bile değil. Bu kıyılara ulaşmak için epey zaman harcayan çoğu Yunan trendi gibi, bu filmi daha önce Altın Şafak’ta görmüştük. ELAM, esasen Altın Şafak’ın bir koludur; sadece ana yapının yönetim kurulu parmaklıklar ardında çürüyor olduğu için, Kıbrıs’taki şube yeni bir yönetim altında faaliyet gösteriyor. Marka değişmiş olabilir, ama nefret hala özünde bir yerde duruyor. Bu yüzden Altın Şafak zirveye ulaştığında, siyasi haberlerle sınırlı kalamayacak kadar popüler ve moda oldu; böylece Ilias Kasidiaris, atlet Voula Papachristou (tek bir aptalca tweet ile tüm kariyerini mahveden ırkçı bir ahmak – sonuçta aşırı sağcılar pek de zeki sayılmazlar) gibi fotojenik üye ve destekçiler ile diğerleri, nasıl partiledikleri, kimlerle kavga ettikleri ve yorumlarının neden yine rahatsızlık yarattığına dair sonsuz ‘özellikler’ ile çöp barok yaşam tarzı evrenine göç ettiler. Suç örgütünün gerçek, kanlı yüzü ortaya çıktığında, birçok yaşam tarzı gurusu Artemakis gibi [Editörün notu: popüler TV dizisi “Vourate Geitonoi”de yer alan Artemakis adında bir karaktere atıf] ellerini havaya kaldırıp “ben yapmadım” diye bağırdı ama mesele şu: ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin, ne yazarsanız yazın, her şey sonsuza kadar ortada kalır. Uçuruma çok uzun süre bakarsanız, uçurum da size bakar. Ve Yunan medyası yıllarca, anahtar deliği ve ötesinden uçuruma baktı. Canavar sadece tanıdık hale gelmedi, trajikomik kurtarma sonrası Yunan yaşam tarzının ayrılmaz bir parçası haline geldi.

On yıl ileri saralım ve aynı hikaye, özellikle pop (alt)kültür konularında, nefes nefese ve beceriksizce taklit eden bir komedi olarak Kıbrıs’ta tekrarlanıyor. ELAM başkanının Aristotelous’ta ‘insancıl’ sahne alışından önce, Christiana Artemiou, Omega şovunun ekibiyle birlikte Noel döneminde ELAM’ın genel merkezine gidip sözde ‘hicivsel’ Noel şarkıları söyleyerek ELAM’la ‘alay etmek’ için oldukça utanç verici bir girişimde bulunmuştu. Burada anahtar kelime ‘sözde’dir, çünkü bu şarkılar kesinlikle hiciv değildi; bunun yerine, ELAM’ın farklı duruşlarını özetleyen bir antoloji (“yasadışı göçmenler dışarı / siz radikaller”) sundular ve bu da parti üyelerinin (temel olarak bazı çalışanlar ve Pelekanos – liderlik doğal olarak onlara açıkça soğuk davrandı) gururla şişinmesine neden oldu. Tepki oldukça şiddetliydi; hepimizin siyasi duruşunu ve karakterini bildiği Artemiou’dan kimse bunu beklemiyordu. Ona neden bunu yaptığını sorduğumda, cevabı genellikle ELAM destekçilerini tiye alanların standart söyleminden çok da farklı değildi: “Parlamentoda üçüncü parti olacaklar, onları görmezden gelemezdim” (aynı şeyi DİSİ, AKEL ve DİKO için de yaptı). Ayrıca, “onlar Parlamento’dalar ve onları oraya ben göndermedim” diyerek seçiminden sorumlu olmadığını belirtti. Haklı. Ancak, parlamentodaki meslektaşları tarafından siyasi açıdan muhatap alınmaları veya gazeteciler tarafından talk showlara konuk olarak davet edilmeleri ile, hoş sözler ve yaşam tarzı hagiografileriyle aklanmaları arasında bir fark var. Bu çok büyük bir fark. İlki bir zorunluluk, ikincisi ise bilinçli bir seçim.

Öte yandan Aristotelous, siyasetle ilgilenmiyor, nefret söylemlerini umursamıyor ve ‘adil temsil’ ve ‘seslerin çoğulluğu’ gibi bahanelerin arkasına saklanmıyor. Onun tek ilgilendiği şey, on yıl önce geçerliliğini yitirmiş, yorgun ve modası geçmiş bir mecrada yayımlanan programlarının düşük reytingleri. Bu kişi, Costas Malekkos [Editörün notu: Geçen yıl Aristotelous’un TV programına konuk olan eski futbolcu Costas Malekkos, programda “bir erkeğin istediği her şeyi yapma hakkı vardır… Kadınlar erkeğin lider olduğunu kabul etmelidir. Nokta!” diyerek toplumun tepkisini almıştı] (Mackenzie Gölü kadar derin bir başka… parlak kişilik) kadınların evde kalması gerektiğini, veya kocasını terk ederse onu öldüreceğini söylerken sırıtarak yanında oturuyordu; bu durumda, Christos Christou’nun yaşam tarzının aklanmasına gerçekten karşı çıkacak mıydı? Onun, programını tüm yanlış nedenlerle bile olsa şehrin gündemine taşıyacak yeni Malekkos’u bulmaya ihtiyacı vardı ve ELAM başkanında onu bulduğunu düşündü. Fakat her gün Aziz Malekkos günü değildir. Christou’nun yer aldığı bölüm, boyanın kurumasını izlemekten daha sıkıcıydı ve en sadık destekçilerini bile sıkıntıdan komaya soktu. Reytinglerde dahi şanslı yaver gitmedi, “Bemba”nın [Editörün notu: Bir başka televizyon programı] sağladığı cömert girişe rağmen tek haneli rakamlar kaydetti. Bazen faşizmle mücadele etmek için çevrimiçi kampanyalara veya ateşli makalelere gerek yoktur—basit, sıradan, saf… kayıtsızlık yeterlidir.

Her iki durumda da, aşırı sağı ‘normalleştirme’ girişimi büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Artemiou’nun durumunda bu girişim geri tepti ve düzenli izleyicilerin büyük bir kısmı kendine yabancılaştı; ikinci durumda ise, televizyon izleyicileri—daha doğrusu bu kitleden geriye kalanlar—bunu umursamadılar; sosyal medyada ise yaprak kımıldamadı. Elbette, bu girişimlerin yapıldığı ve bunun önemli olduğu belirtilmelidir. Şanslıysak, bu, aşırı sağın sevimli şakalar ve yaşam tarzı geyikleri için uygunsuzluğunu anlatan bir temkinlilik hikayesi olarak hizmet edebilir — tıpkı bir Nil timsahını evcil hayvan olarak besleyip, sonra sizi öğle yemeği olarak görmeye devam ettiğinde şikayet edemeyeceğiniz gibi.

Çünkü inanın bana, ELAM zirveye ulaşıp en gerçek, en kötü yüzünü gösterdiğinde (eğer değil, ne zaman), bu canavarı insanlaştırmaya çalışanlardan biri olmak istemezsiniz. Bu, pratikte sağduyunun Alfa ve Omega’sıdır… [Editörün notu: “Alfa ve Omega” bu yazıda bahsedilen iki Kıbrıs televizyon kanalı olan Alfa TV ve Omega TV’nin kelime oyunudur. Yazar, “A’dan Z’ye” veya “başlangıç ve son” gibi geleneksel anlamını da kullanarak bir kelime oyunu yapmaktadır.]

Bu makale ilk defa 03.02.2026 tarihinde yayımlanmıştır.

image_printPrint
Share:
MARINOS NOMIKOS | TO THEMA ONLINE
Yirmi yıldan uzun bir süredir gazetecilik yapan Marinos Nomikos, keskin mizahı ve içgörülü sosyal yorumlarıyla kurulu düzenin başının belası olmuştur. Diğerlerinin yanı sıra, Politis, Kathimerini ve Phileleftheros gazeteleri, TV Mania ve Down Town dergileri ve Active, Sfera ve Kanali 6 radyo istasyonları ile işbirliği yapmıştır. Halen ToThemaOnline ve LimassolToday web siteleri için yazılar yazmakta ve Alpha tarafından hazırlanan 'TV Stories' podcast'ini sunmaktadır.

BUNLAR DA İLGİNİZİ SEÇEBİLİR