ENGLISH (İNGİLİZCE) ΕΛΛΗΝΙΚΑ (YUNANCA)
BAŞKAN NİKOS II, görüşmelerin yeniden başlamasını sağlama almak için yanıp tutuşmasına rağmen, BM’nin bir hafta sonra Pazartesi günü Cenevre’de yapılacak toplantıda iki tarafı birbirinden ayıran uçurumu kapatmak için aptalca bir fikir ortaya atmaması adına elinden geleni yapıyor.
Belli ki bunu, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in de katılacağı iki günlük beşli gayrı resmi toplantı sırasında gerçekten korumayı umduğu yedi buçuk yıllık çıkmaza yönelik esaslı bir tehdit olarak tanımlıyor.
Bu nedenle son birkaç haftadır kendisi ve sözcüleri her fırsatta “BM’nin üzerinde mutabık kalınan çerçeveden sapacak hiçbir şeyin tartışmaya açık olmadığı” şeklindeki ‘net’ pozisyonunu tekrarlıyor. Üzerinde mutabık kalınan çerçevenin yanı sıra, çözümün “AB’nin değer ve ilkelerine” dayanmasını da istiyor.
Her gün duyduğumuz bu mantrayı Cumartesi günü Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile görüştükten sonra da tekrarladı.
Bu sıkıcı ezginin ikinci mısrası ise başkentin hedefinin, müzakerelerin 2017’de sona erdiği noktadan yeniden başlaması olduğu. Bu, Genç Nik’in, çekip gitmek için ikna edilmeye ihtiyacı olmayan yaşlı Nik’I yanına çağırdığı noktaydı çünkü kalırlarsa kariyer planlarını mahvedecek bir anlaşmaya tehlikeli bir şekilde yaklaşmış olacaklardı.
BAŞKAN, müzakerelerin yeniden başlamasını sağlamak üzere özel bir temsilci ataması için Guterres’i aylarca sıkıştırdı. Altı ay süren çabaların ardından elçi başarısız oldu, ancak Guterres bilinmeyen nedenlerle Başkan Nikos II ve Ersin Tatar’ı New York’a davet etti ve beşli bir toplantı öncesinde güven arttırıcı önlem olarak Mia Milia geçiş noktasının açılmasını kabul etmelerini söyledi.
Başkan, Tatar’ın asla kabul etmeyeceğini bildiği diğer iki geçiş noktasının açılmasının yanı sıra başka önlemler de talep ettiği için anlaşmaya varılamadı. Ancak gayrı resmi toplantı fikri, bir geçişin açılması konusunda dahi anlaşmaya varılamamasına rağmen Guterres tarafından terk edilmedi.
Başkanımızı asıl endişelendiren de bu— kendisinin isteyeceği en son isteyeceği şey, yani BM Genel Sekreteri’nin bir çıkış noktası bulma konusundaki kararlılığı. Türkiye BM’ye daha esnek olabileceği yönünde sinyal vermiş olabilir, bu nedenle de Cenevre toplantısını düzenleme kararı almış olabilir.
Başkanımız, Guterres’in Türkiye’yi iki devletlilik pozisyonundan vazgeçirmesi ve kendisinden—Allah korusun—ne pahasına olursa olsun kaçınmak istediği yeni bir süreci başlatmak üzere esneklik göstermesini istemesi ihtimalinden çok korkuyor. Selefi gibi o da Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı olmayı seviyor ve bu ayrıcalığı korumak için Kıbrıscık’ın yarısını Türkiye’ye vermekten mutluluk duyuyor.
GÖRÜŞMELERİN, üzerinde mutabık kalınan çerçeve içerisinde kalması gerektiği sadece Başkan Nikos II’nin görüşü değil. “Üzerinde mutabık kalınan çerçeveden sapacak herhangi bir şey hiçbir şekilde tartışmaya açık değildir ve bundan memnuniyet duyuyorum çünkü bu aynı zamanda uluslararası toplumun da pozisyonudur.”
Uluslararası toplumu tam olarak kim temsil ediyor? Donald Trump’ın Nik’imizle dostane ilişkiler içinde olan yardımcısı, Trump’ın üzerinde mutabık kalınan çerçeveden herhangi bir sapmaya karşı olduğunu söyledi mi? Bahse girerim ki “uluslararası toplum” olarak adlandırılan kesimin hiçbir üyesi üzerinde mutabık kalınan çerçevenin ne olduğu hakkında bir fikre sahip değildir, ya da bu çerçeveden herhangi bir sapma olması umurlarında bile değildir.
NİK II BAŞKANLIĞI tarih yazmaktan kendini alamıyor. Kıbrıscık’da meydana gelen olayların tarihi önemine işaret etmeyi seven Başkanımıza göre, son yedi gün içinde iki tarihi olaya daha tanık olduk.
Salı günü Hollanda Kralı Willem-Alexander ve Kraliçe Maxima’nın ‘tarihi’ ziyareti vardı. Bir gün sonra da Kazakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Murat Nurtleu’nun ‘tarihi’ ziyareti gerçekleşti.
Cuma günü ise Başkan, ABD Deniz Kuvvetleri Altıncı Filo Komutanı Koramiral Jeffrey Anderson ile başkanlık sarayında bir araya geldi ancak bu ziyaret tarihi olarak nitelendirilmedi. Prez’e göre bunun başka türlü bir önemi vardı.
ABD ile işbirliği sayesinde “bölgemizdeki tüm ülkeler ve aynı zamanda bölgemizde olmayan ama bölgemizle ilgilenen ülkelere çok güçlü bir mesaj gönderiyoruz” diyen Başkan, bu güçlü mesajın ne olduğu konusunda bilgi vermedi.
SAĞLIK BAKANLIĞI’NDA görev yapan zavallı ihtiyar Dr. Christina Yiannaki, ay sonunda emekli olduğunda Sağlık Sigortası Örgütü’nde (HIO) kendisine teklif edilen iyi maaşlı işi alamayacak çünkü iş teklifi halkın talebi üzerine geri çekildi.
Dr. Christina’nın emekli olduktan hemen sonra başka bir devlet kurumu tarafından işe alınmasına karşı medyanın zemin hazırladığı tepki, halkını hoş tutmaktan hoşlanan hükümetimizi korkutmuş olmalı ki HIO yönetim kuruluna atamanın iptal edilmesi talimatını verdi.
Yönetim Kurulu Başkanı Stavros Michael Perşembe günü yaptığı açıklamada, Dr. Yiannaki’nin HIO’da yürüteceği yurt dışına hasta gönderme programı (Dr. Yiannaki’nin imparatorluğu) yönetiminin, HIO’nun nihayet kendine çeki düzen vereceğini umduğu Ekim ayına kadar Sağlık Bakanlığı’nın yetkisinde kalacağını duyurdu.
Dr. Christina’nın, Kıbrıscık’ın Phileleftheros köşesindeki en öfkeli adamı tarafından ateşlenen toplumsal öfkenin dineceği Ekim ayında programı yürütmek üzere işe alınıp alınmayacağını söylemedi. Geri dönüşüyle ilgili bir plan olduğundan şüphe ediyorum ve muhtemelen bu plan, politikacılarımız tarafından çok sevilen iyi doktorun Perşembe günü Sağlık Bakanı ile baş başa yemek yerken görüldüğü son dönemlerin gözde Lefkoşa lokantasında tartışıldı.
HALKI hoş tutmaktan hoşlanan hükümetimizin, halkın talebiyle harekete geçmek zorunda kaldığı tek konu bu değildi. Bir gün önce İngiliz Okulu’nun tüm yönetim kurulunu görevden aldı çünkü bazı üyeler okul müdürüne giriş sınavlarında başarısız olan bir çocuğu okula kabul etmesi için baskı yapmıştı.
Daha da kötüsü, çocuğun velisinin de yönetim kurulu üyesi olması ve aralarında başkanın da bulunduğu bazı üyelerin müdürden çocuğu okula kabul etmesini talep etmesiydi. Okul müdürünün çocuğa yer verme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu düşünüldüğünde, bu büyük bir mesele olmazdı.
Bu önemsiz mesele sosyal medya savaşçıları tarafından devasa bir skandal olarak ele alınınca hükümet alışılmadık bir kararlılıkla hareket edip tüm üyeleri görevden aldı ve saatler içinde yeni bir kurul atadı. Yeni üyelerden birinin atanma şekli göz önüne alındığında, Başkan Nikos II ve eşinin İngiliz Okulu yönetim kurulunda yer almak isteyen çok fazla arkadaş ya da akrabası olmadığı anlaşılıyor. Örneğin atananlardan biri Çarşamba akşamı telefonla aranarak İngiliz Okulu yönetim kuruluna atanmak isteyip istemediği soruldu.
Kendisine isminin, birkaç yıl önce yarı-kamusal kuruluşlara atanmak üzere aday isimlerini hükümete iletmek amacıyla kurulan saçma sapan bir ‘danışma’ kuruluna yaptığı bir başvurudan bulunduğu söylendi.
BAŞKAN ZELENSKİY’NİN 10 gün önce Oval Ofis’te televizyon aracılığıyla yayınlanan görüşmedeki kıyafetini onaylamadığını ifade eden yalnızca Başkan Trump’ın gazeteci arkadaşı değildi. Manolis Kalatzis tarafından X’te yayınlanan bir klipte, eski bakan, avukat ve sarışın modacı Emily Yiolitis de Ukrayna liderinin toplantı için giyinme şekline itiraz etti.
Konuştuğu adama “Nasıl böyle giyinip gitti?” diye sordu. “Zelenskiy, Varoufakis ve Çipras’ın giyim stratejisini izliyordu. Maserati eşofmanıyla mı gitti? Giydiği o şey neydi?”
Yioliti, Zelenskiy’nin giydiği tişörtün üzerindeki Ukrayna’nın ulusal sembolünü Maserati logosuyla karıştırmıştı. Ne düşünüyordu ki? Zelenskiy’nin Trump ile görüşmek için Maserati ile bir sponsorluk anlaşması yaptığını mı?
HONDA CRV bir araç sahibi birkaç gün önce bayiden, yeni hava yastıklarının takılması için arabasını servise götürmesi yönünde bir telefon aldı. Arayan kişiye arabasında hava yastığı olmadığını ve bu nedenle tehlike arz etmediğini, çünkü 15 yıl kadar önce kafa kafaya bir çarpışma geçirdiğini ve çok pahalı olduğu için yenilerini taktırmamayı tercih ettiğini söyledi.
Honda’dan arayan kişi, yeni hava yastıkları taktırmaya hakkı olduğu için arabayı servise götürmesi konusunda ısrar etti, ki bu da bayinin oldukça hoş bir davranışıydı.
Kaynak: KAHVEDEN MASALLAR: CENEVRE TOPLANTISI KIBRIS GÖRÜŞMELERİNİN ÇIKMAZA GİRMESİNE YÖNELİK BİR TEHDİT Mİ?